Köpekler

Yaklaşık iki hafta önce Milliyet gazetesinde fotoğrafı ile beraber bir haber yayınlandı. Haberin başlığı “Bunu yapan insan olamaz” şeklindeydi ve haberde boynuna iple bağlanmış bir taş ile denize atılarak öldürülmüş bir köpeğin resmi de yer alıyordu. Okurlar habere ilişkin değişik yorumlarda bulunmuşlar ve nefret duygularını dile getirmişlerdi. Ancak içlerinde bir tanesi gerçekten olayı tüm boyutları ile ve sadece beş kelime ile açıklamıştı. Bu çok anlamlı yorum şu şekildeydi.

-“Bunu ancak bir insan yapabilir”. Evet gerçekten bunu ancak bir insan yapabilirdi. Zira doğal hayatta insan hariç hiçbir canlı bir başkasını zevk için vahşi duygularla öldürmemektedir. Etrafınıza bakacak olursanız onlarca insan safarilerde hayvanları sadece ve sadece zevk amacıyla öldürmekte, yuvalarını tahrip etmekte, normal hayat akışlarını bozacak ve türlerinin devamını tehlikeye atacak davranışlarda bulunmaktadır. Doğal hayatta hiçbir hayvan beslenme, korunma ve saldırıya karşı koyma dışında kendi hemcinslerini veya diğer cinsleri zevk amacıyla öldürmemektedir. Oysa insan bu sayılanlar dışında sadece eğlence olsun diye bunu yapabilen tek canlıdır. Bazı insanlar bu tür saldırılarda bulunmasalar bile sürekli olarak hayvanları kendi yaşam alanlarından uzaklaştırmak ve gerekli besinleri temin ederek yaşamlarını sürdüremeyecek hale getirmek için yoğun çaba göstermektedirler. Bu bencil çaba dünyanın sadece kendilerine ait olduğu ve başka canlılara yer olmadığı ilkel duygusundan kaynağını almaktadır. Ne acıdır ki bu bencil davranış modeli gizli kalsa, açıkça ifade edilmese de kendinden güçsüz insanları da kapsamaktadır. Yani diğer bir deyişle hayvanları sevmeyenlerin insanları de sevmesi beklenmemektedir.

Tarihsel süreç içinde bakıldığında en eski evcilleştirilmiş hayvanlar köpeklerdir. Milattan önce 12000 yılında evcilleşmeye başlayan bu hayvanlar değişik dönemlerde insanların gerçek ve sadık tek dostu olabilmişlerdir. Korunma, avlanma, depremlerde yaralıları bulma, polisiye hizmetlerde kullanılma bu yararlarından belki de birkaç tanesi olarak sayılabilirler. Bu hizmetlerinin karşılığı olarak tek beklentileri karınlarının doyurulması ve başlarının sevgi ile okşanmasıdır. Sosyal hayatta hiçbir sokak köpeği kendisine kötü muamele yapılmadıkça, yiyeceği elinden alınmadıkça kimseye saldırmamaktadır. Yıllar önce başlayan bu evcilleşme sürecinde köpekler daha uygar daha akıllı ve sosyal hale gelirken daha üstün bir canlı olan insan aynı şekilde medenileşme ve hayatı paylaşma bilinci göstermek yerine giderek daha vahşi, acımasız ve bencil hale gelmiştir. Dolayısıyla haberde yer alan olaya okurun yazdığı yorum doğru ve yadsınamayacak bir gerçektir. Evet bunu ancak bir insan yapabilir.

Yine Milliyet gazetesinde yüzyılın fotoğrafları olarak seçilmiş fotoğraflar içinde yer alan bir fotoğraf çok anlamlı olup konuyla ilişkilidir. Fotoğrafta yeni kazılıp örtüldüğü belli olan bir mezar ve başında bekleyen bir köpek yer almaktadır. Açıklamada sahibi ölen köpeğin sahibinin mezarını terk etmeden başında aç susuz beklediği yazmaktadır. Ne acıdır ki ölen kişinin ailesinden, yakınlarından kimsenin kalmadığı mezar başında köpek günlerce sadakatle kalmıştır.

Bugün köpeklere kötü muamelede bulunup yaşamlarını zorlaştıran, onları yaşadıkları kendilerine ait çevreden uzaklaştırmak için gayret gösteren insanlar bir gün herhangi bir kanser türüne yakalandıklarında hekimlerinden hayatlarını kurtarabilecek ne gerekiyorsa yapmalarını istemektedirler. Çoğu zaman bu tedavinin bir parçasını ise kök hücre/kemik iliği nakli oluşturmaktadır. Ne büyük bir ironidir ki, köpekleri kovalayan, onları tehcire zorlayan, yaşamalarını güçleştirmek için ellerinden geleni yapan bu insanlar, zaman zaman tiksinerek baktıkları, aşağıladıkları bu hayvanların bilime yaptıkları muhteşem katkıdan habersizdirler. Farkında olmadan bu hayvanların hemcinslerinin sağladıkları eşsiz bilimsel yarardan medet ummaktadırlar. Bugün kanser tedavi modaliteleri içinde en önemli yeri tutan kök hücre/kemik iliği nakli çalışmalarının temelini köpekler üstünde yapılan çalışmalar tutmaktadır. Bu çalışmaları ile Nobel Tıp Ödülünün sahibi olan ve insan hayatında önemli bir çığır açan Dr. E. Donnall Thomas bu konuda değişik ortamlarda yaptığı konuşmalarda daima “her şeyden önce köpeklere teşekkür etmeliyiz” ifadesini kullanmıştır. Bizzat dinlediğim bir konuşmasında bu konuya ne kadar özenle ve içtenlikle önem verdiğini, bunu ifade ederken ne kadar duygulandığını gördüm. Aslında insanoğlu bencilliği kadar nankörlüğü ve ikiyüzlülüğünün de farkında olmadan yaşamaktadır.

Tabii ki tüm insanlar bu bencillikle yaşamamakta ve kendi dışındaki canlıların da yaşama hakları olduğuna inanmakta ve saygı göstermektedir. Her yanımız çoğu zaman kötü örneklerle dolu olsa da gerek hayvanların kendi yaşamlarında gerekse insanlarla ilişkilerinde örnek davranışları da vardır. Bunlara örnek olarak bizzat yaşamış olduğum iki gözlemi anlatmak istiyorum.

Birincisi Bosna Hersek’e geçen yıl yaptığımız ziyaretimiz sırasında Mostar’da yaşadığımız bir olaydır. Mostar’da öğlen yemeğinden otele dönerken kızlarım artan ve dokunulmamış yemekleri paket edip yanlarına aldılar. Dönüş yolumuzda yaşlı bir kadının bir çöp yığını başında çöpleri karıştırarak yemek aradığını, aynı çöp yığının diğer köşesinde ise bir yavru köpeğin yiyecek aradığını gördük. Bunun üzerine kızlarım otele götürmek için paketlenmiş yiyeceğin çok büyük bir kısmını yaşlı kadına, çok az bir kısmını da yavru köpeğe vermek için böldüler, yaşlı kadın binbir teşekkürle gözlerinde derin bir mutluluk ve yüzünde muhteşem bir tebessümle yemeği aldı. Sonra köpeğe verilen parçanın az olduğunu gördü. İnanılmaz bir içtenlikle o kadar açlığına karşın kendisine verilen büyük payın yarısından çoğunu yavru köpeğe verdi. Hepimiz çok duygulandık. O, bize bir açın halinden en iyi aç bir insanın anlayabildiğini ve yaşama saygıyı, paylaşmanın engin mutluluğunu hissettirdi. Oysa bugün pek çok aç insanın varlığına karşı pek çok evde yemekler çöpe dökülmektedir. Bunlardan istifade edebilecek sokak hayvanlarına bu bile çok görülmektedir. Ne yazıktır ki bu; bencil yaşama ve doğaldan uzaklaşmanın sonucunda insanların çoğu sadece yok eden hale gelmiş, birlikte ve paylaşarak yaşamanın hazzından uzaklaşmışlardır. Aslında kendilerine sorarsanız çok sosyal, eğitimli ve kültürlü olduklarını göğüslerini gere gere söyleyecekler ve pek çok kişiye tepeden bakmayı, küçümsemeyi sürdüreceklerdir. Ancak ne kadar eğitimli, kültürlü ve sosyal olurlarsa olsunlar kendileri gibi davranmayan, başka insanların ve diğer canlıların yaşama hakkına saygı gösterenlerin davranışlarını anlayacak zeka parıltıları olmayacaktır.

İkinci örnek ise hayvanların birbirine destek ve sadakatini konu alıyor. Sıcak bir yaz günü öğle saatlerinde iki köpek yol kenarında zorluklar yürüyorlardı. İkisinin de boynunda tasmaları vardı. Biri ise boynunda veteriner hekimlerin ameliyat ettikleri hayvanlara taktıkları boyunluk taşıyordu. Boyunluk taşıyan köpek zar zor yürüyor ha düştü ha düşecek gibi sendeliyordu. Dikkatle bakıldığında sol arka ayağında derisinin bir bölümü kopmuştu ve anal bölgesinde çok şiddetli kanaması vardı. Acınacak bir durumda olan köpeğin boynundaki boyunluktan dolayı yemek yiyemediği ve su içemediği de ortadaydı. Diğer köpek ona destek olmaya çalışıyordu. Yanlarından geçtikten sonra ilk kavşakta dönüp geri geldim. Yanlarında durduğumda daha iyi durumda olan köpek beni diğer hasta ve yaşlı köpeğin yanına yaklaştırmak istemedi. Kısa bir uğraşıdan sonra hasta köpeği tasmasından tuttum, sürekli titriyordu. Veterinerimizi aradım ve gelip almalarını istedim. Onları beklerken diğer köpek sürekli etrafımızda dolaşıp beni ve yaralı köpeği kontrol etti. Veteriner aracı gelip yaralı köpeği alıp gidene dek bekleyen köpek arkadaşını teslim etmenin rahatlığıyla arkasını dönüp uzaklaştı. Bu olay beni çok ve derinden etkiledi. Pek çok insan yüzeysel menfaat ilişkileri karşılığında kurmuş olduğu arkadaşlığı ve dostluğu kolaylıkla bozup arkasını dönüp giderken bu köpek yaralı ve hasta arkadaşını güvenli bir ele teslim edinceye dek sabırla beklemişti. Aslında çevremizden ders çıkaracak ne çok olay vardı. Yaralı köpek üst üste iki ameliyat geçirdi. Tümörleri temizlendi. Şimdi bir kulübede sakin ve sessiz hayatını kimseye rahatsızlık vermeden sürdürüyor. Ama ne yazıktır ki menfaat ilişkileri bittiğinde arkadaşlarını ve dostlarını kolaylıkla terk edebilen insanlar kendilerine rahatsızlık vermeyen bu hasta ve yaşlı köpeğin varlığından rahatsızlık duyabiliyorlar. Hayatını belki de benim bir davranışıma borçlu olan bu köpek her yanına gittiğimde başını sadakatle önüne eğip bana uzatıyor. Bundan daha güzel bir mutluluk olabilir mi? Bir canlıya yaşama şansı vermekten öte…

Giderek endüstrileşen, menfaat ilişkileri içinde yoğrulan dünyamız pek çok olumlu değerini ve güzelliğini kaybederek hızla kirleniyor. Doğanın kirlenmesinden daha acı ve üzüntü verici olan ondan daha hızla insanların kirlenmesidir. Doğa belki bir süre sonra kendini yeni baştan yaratıp kirliliğinden arınacaktır. Ancak kendinden başkasına yaşama hakkı tanımayan egosentrik insanın kirliliğini arındıracak bir süreç ne yazık ki yoktur. Ruhları ve düşünceleri temizleyen ve bencilliği ortadan kaldıran bir sistem de ne yazık ki bulunmuyor.

Dileğim gözü dünyevi ve materyalist bir hayatın peşinden koşmaktan başka bir şey görmeyen, sadece ve sadece ben merkezinde yaşayan ve diğer insanlar ve en doğal hakkı bulundukları yerde yaşamak olan sokak hayvanlarına merhametsiz şekilde yaklaşan insanların yaşadıkları dünyanın sadece kendilerine ait olmadığını fark etmeleridir. Eminim ki o gün dünya yeni baştan kurulacaktır.


Okunma Sayısı : 630